Servikal İntraepiteliyal Neoplazi (Rahim Ağzı Kanseri)

CIN= Cervical Intraepithelial Neoplasia

Rahimağzı kanseri ve bu dokudan gelişen kanser öncüsü lezyonlar vajina iç yüzeyini döşeyen dokuyla, rahimağzının iç yüzeyini döşeyen dokunun kesiştiği transformasyon zonu (değişim bölgesi) adı verilen bölgede başlar.

Rahimağzının iç yüzeyini döşeyen epitel hücreleri salgı yapıcı (glanduler) özellikler taşırlarken, vajinanın iç yüzey hücreleri bu dokuyu çeşitli dış etkenlere karşı (bakteriler, virüsler) korumakla görevli yassı epitel (skuamöz) yapıda hücrelerdir. Buraya değişim bölgesi adı verilmesinin nedeni bu bölgede birbirinden farklı bu iki hücre türünün yakın komşulukta olması ve değişik yapıları nedeniyle sürekli birbirleriyle "geçimsiz" olmalarıdır.

Değişim bölgesindeki geçimsizlik bazı durumlarda hücrelerin kontrolsüz bir şekilde çoğalmaya başlamasıyla sonuçlanabilir.

Kontrolsüz bir şekilde çoğalmaya başlayan hücreler şekil ve davranış değiştirirler. Bu değişiklikler papsmear incelemesinde ve bölgeden alınan biyopsilerde saptanabilir niteliktedir.

Hücresel değişiklikler kanser öncüsü lezyonlar olarak nitelendirilir. Bu kanser öncüsü lezyonlardan bazıları oldukça hafif hücresel değişiklikler sonucunda oluşurlar ve kansere dönüşme olasılıkları oldukça düşüktür.

Bazı lezyonlar ise oldukça ağır hücresel değişiklikler sonucunda oluşurlar ve kansere dönüşme olasılıkları nispeten yüksektir.

CIN, papsmear raporlamasında kullanılan bir sistemdir ve bazı patoloji uzmanları CIN sınıflaması yerine Bethesda sınıflamasını kullanırlar.

Bethesda sınıflamasına göre LGSIL olarak betimlenen lezyon CIN I lezyonuna, HGSIL olarak betimlenen lezyon ise CIN II ve CIN III lezyonuna karşılık gelmektedir.

CIN hafif orta ve şiddetli olarak CIN I, CIN II ve CIN III olmak üzere üçe ayrılmaktadır.

CIN -NEDEN Olur?

CIN çok yüzeyel bir tanımlamayla rahimağzı kanseri öncüsü bir hastalıktır. Ama kanser değildir.

CIN I ile başlayan bir hastalık önce CIN II'ye sonra CIN III'e ve rahimağzı kanserine dönüşmektedir. CIN tanısı konduğunda bu hastalığın seyrinin düzenli olarak takip edilmesi şarttır.

CIN için zemin hazırlayan faktörler:

  • HPV enfeksiyonu geçirmiş olmak,
  • erken yaşta başlayan cinsel yaşam (20 yaşından önce),
  • çok eşlilik veya eşin çok eşli bir yaşam sürmesi,
  • sosyoekonomik durumun kötü olması,
  • sigara kullanımı

bunlar arasında en önemlileridir.

Herpes (uçuk) virüsü (HSV) enfeksiyonu da tam olarak kanıtlanmamıştır.

CIN TEŞHİSİNDEN SONRA?

CIN hastalığının saptanması ve etkili bir şekilde saptanması sayesinde kontrolsüz kalarak kansere giden olguların azalmasıdır.

CIN kanser özelikleri taşımayan ancak kansere dönüşme olasılığı olan bir hastalıktır . Tedavi edilmeksizin doğal seyrine bırakıldığında hem gerileyerek ortadan kaybolma hem aynı kalma de ilerleyerek kansere dönüşme olasılığı vardır.

CIN'in şiddeti arttıkça gerileyerek ortadan kalkma olasılığı azalır, kansere dönüşme olasılığı ise artar.

Tedavi edilmeden bırakıldığında CIN I olgularının çoğu kendiliğinden gerileyebilmekte, CIN III olgularının ise önemli bir kısmı kansere dönüşebilmektedir.

CIN BELİRTİLERİ NELERDİR?

CIN genellikle herhangi bir şikayeti olmayan bir kadında yapılan papsmear incelemesinde konan bir tanıdır.

Genital siğilleri olan kadınlara uygulanan papsmear incelemesinde CIN olgularının sıklığı daha yüksektir.

Bazen de CIN, ilişki sonrası kanama, "rahimağzında yara" saptanması veya yoğun bir akıntı nedeniyle yapılan papsmear incelemesinde fark edilir.

Yine herhangi bir nedenle yapılan kolposkopi incelemesinde veya rahimağzı biyopsisinde de CIN tanısı konabilir.

CIN saptandığında nasıl bir yol izlenir?

CIN I olgularında doktorların bir kısmı yalnızca belli aralıklarla papsmear takibi önerirler. Bunun altında yatan mantık genellikle dört ay sonra yapılan papsmear incelemesinde hastalığın ortadan kaybolduğunun sıklıkla gözlenmesidir.

Bazı doktorlar ise CIN'in ağırlık derecesi ne olursa olsun mutlaka kolposkopi incelemesiyle (rahimağzının "büyüteçle" incelenmesi) ve şüpheli alanlardan biyopsi alınmasıyla tanının doğrulanması gerektiği görüşünü savunurlar. Bu görüşün altında yatan mantık ise bazı durumlarda CIN'in ağır evrelerinin papsmearda yeterince tanınmasının mümkün olmaması yani gerçekte ağır bir CIN olgusunun papsmearda hafif bir CIN olgusu gibi belirti verdiği düşüncesidir.

Doktorların genellikle hemfikir oldukları nokta CIN I'den daha ağır lezyon saptanması durumunda kolposkopi ve şüpheli alanlardan biyopsi alınmasının uygun bir yaklaşım olduğudur.

CIN 'in tedavisi

CIN rahimağzında bazen gözle görülebilen, sıklıkla ise kolposkopi altında sınırları belirlenebilen bir yada birkaç odaklı bir lezyondur.

Hastalığın tedavisi lezyonun tahrip edilmesi için koterizasyon (yakma), kriyoterapi (dondurma), lazer ile buharlaştırma veya LEEP denen elektrikli aletle kesilip çıkarılması yoluna gidilebilir.

Bazı durumlarda, özellikle lezyonun geniş olduğu veya nükseden durumlarda lezyon etrafındaki sağlam dokunun da bir kısmıyla birlikte koni şeklinde çıkarılması (konizasyon) şeklinde ortadan kaldırılabilir.

Çok ileri durumlarda (örnek CIN III) ve özellikle de rahimağzı kanseri açısından yüksek risk altında olan kadınlarda rahimin tümüyle çıkarılması yoluna da gidilebilmektedir.

Hastalığın nüks etme olasılığını azaltmak için lezyonun sınırlarının net olarak belirlenmesi ve lezyonu ortadan kaldırmak için en etkili yolun seçilmesi son derece önemlidir.

Takipte kullanılan inceleme yöntemi (papsmear veya kolposkopi) dir.