Üzgün ruh hali ve daha önce yapmaktan hoşlanılan aktivitelere ilgi kaybı ile tanınan, dünyada 4. büyük hastalık yüküne neden olan bir ruhsal bozukluktur. Dünyada 340 milyon kişinin depresyon tanısı aldığı tahmin edilmektedir. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde 15-44 yaşlar arasında kadınlarda hastalık yükünün en önemli nedeni iken, erkeklerde 2. sırada yer almaktadır. Ayrıca yılda 900.000 ölümün depresyona bağlı intiharlardan gerçekleştiği belirtilmektedir. Depresyon, yaygınlığı ve insan yaşamındaki önemi nedeniyle ülkemizde de en önemli halk sağlığı sorunu niteliği taşımaktadır. Ruh sağlığı araştırma sonuçlarına göre, ülkemizde ruhsal rahatsızlık sıklığının % 17.2, ağrı bozukluğu dışta tutulursa en sık rastlanan ruhsal rahatsızlığın depresyon olduğu belirlenmiştir. Tanı alan kişilerin ruh sağlığı hizmetine başvuru oranı ise sadece % 4.7’ dir.
İntihar
İntihar girişimi dünyada özürlülük nedenleri arasında 17. sırada yer almaktadır. Önümüzdeki yıllarda intihar oranlarının artmasına bağlı olarak 14. sırada yer alacağı tahmin edilmektedir. Gelişmekte olan ülkelerde 15-44 yaş grubundaki erkeklerde hastalık yükü nedenleri arasında 8. sırada yer alırken kadınlarda 4. sıradadır. 1990 yılında ölümlerin % 1.6’ sının intihar sonucu olduğu ve 1.4 milyon kişinin intihar ettiği bildirilmektedir. İntihar 10 ölüm nedeni arasındadır. İntihar girişimi hızı tamamlanmış intiharın 10-20 kat fazlasını oluşturmaktadır.
Şizofreni,
Şizofreni düşünce, algılama ve yargılamada bozukluk ile kendini gösteren bir hastalıktır. Ağır ruhsal bozukluklardan şizofreni sıklık ve yaygınlığı birçok ülkede aşağı yukarı aynıdır. Dünyada özürlülüğün nedenleri arasında 9. sırada yer almaktadır. Dünyada 22 milyon kişinin şizofren olduğu bu sayının gelecek yıllarda 45 milyona yükseleceği tahmin edilmektedir.
Dünya Sağlık Örgütü’ nün bildirdiği sıklık oranına göre ülkemizde her yıl 6.000’ den fazla yeni şizofren hastanın ortaya çıktığı, 15-54 yaş grubu içinde en az 300.000 dolayında şizofren hastanın bulunduğu kabul edilmektedir. Dolayısıyla en az 300-000 ailenin de hastayla birlikte ileri derecede tedirgin ve rahatsız olduğunu kabul etmekteyiz. Şizofreni en önemli damgalanma ve insan hakları ihlallerine neden olan hastalıktır.
Hasta aile ve toplum için sosyal ; ekonomik ve psikolojik sorunlara neden olmaktadır. Bu nedenle üzerinde durulan ; birinci basamak sağlık personelinin eğitimi ; temel ilaçların sağlanması, ailelerin evde bakım için desteklenmesi, sevk sisteminin düzenli işletilmesi ve damgalanma ve ayrımcılığın azaltılması için toplum eğitimidir.
Demans
60 yaş üzeri nüfusta hızla artacağı beklenen, duygusal kontrol, sosyal davranış ve motivasyonda azalmayla tanınan, yargılama, dil, öğrenme kapasitasi, hesaplama, uyum, davranış ve hafızada zayıflamayla belirginleşen bir hastalıktır. Dünyada 29 milyon kişinin demans yaşadığı tahmin edilmekle birlikte bu sayının önümüzdeki 10-20 yıl içerisinde 80 milyona ulaşacağı beklenmektedir.
Gelişimsel dönemde yavaş öğrenme, konsantrasyon güçlüğü, basit olan şeyleri bile hatırlama güçlüğü ve hareketlerini kontrol edememe gibi beceri bozulmalarıyla kendini gösterir. Özür derecesi çok farklıdır. Mevcut durumda 60 milyon kişinin zihinsel özürünün olduğu bilinmektedir. Kroniktir ve palyatif bakımın olmasına karşın tedavisi yoktur. Bazı vakalar basit ve etkin bir yaklaşımla erken yaşta eğitimsel müdahalelerle önlenebilir.
Epilepsi
Bilinç kaybı ve konvülsiyonlarla karakterize olan bir hastalıktır. Dünyada 40 milyon vaka bulunduğu tahmin edilmektedir. Doğum öncesi bakım ; güvenli doğum, beyin yaralanmalarının azaltılması, enfeksiyon hastalıklarının kontrolü ile önlenebilmektedir. Etkili tedavi olmakla birlikte birçok ülkede epilepsi hastaları tedavi edilememektedir.
Ayrıca şiddet, savaş ya da afetlerden kaynaklanan psikososyal sorunlar nedeniyle sosyal problemlerin belirgin şekilde yükselmesiyle ruhsal bozukluklarda artış olacak ve sözü edilen yük çok daha büyük boyutlara ulaşacaktır. Dolayısıyla toplumda ruh sağlığı hizmetlerinin geliştirilmesinin, ruhsal bozukluklarının önlenmesinin ve acil müdahalelerin yapılmasının önemini göstermektedir.
Aşağıda temel sağlık hizmetleri yapılanması içerisinde ruh sağlığı açısından risk taşıyan gruplar ve bu gruplara yönelik bazı açıklamalar yer almaktadır.
Doğum öncesinde ve sonrasındaki beslenme bozuklukları, enfeksiyon hastalıkları ve travmaların çok fazla olduğu, bebeğe / çocuğa bakımın yeterli olmadığı ortamlarda zeka geriliği, epilepsi, davranış ve duygusal bozuklukların daha yüksek oranda görüldüğü bilinmektedir. Bu noktada doğum öncesi, doğum ve doğum sonrası bakımın iyi olması, toplumun sunulan hizmetlerden en iyi şekilde yararlanması ve ailelerin çocuk yetiştirme yöntemleri konusunda bilgili olmaları gerekmektedir.
Panik Atak Ve Panik (Dr.Bahadır Bakım)
Panik atağı nedir?
Yoğun korku ve huzursuzluk durumunun olduğu, aniden başlayıp, rahatsızlığın en geç 10 dakika içinde en üst düzeye ulaştığı ve 13 adet vücutsal ve düşüncesel belirtiden, en az 4 unun varolduğu bir kaygı nöbetidir. Bu 13 belirti şunlardan oluşmaktadır:
1- Çarpıntı,kalp hızında artış,kalp seslerini duyuyor gibi hissetme 2- Terleme 3- Titreme ve ya sarsılma hissi 4- Boğulma ya da nefes alamama, nefesinin yetmediği hisleri 5- Tıkanma ,soluğun kesilmesi hisleri 6- Göğüste ağrı veya göğüste bir rahatsızlık hissi 7- Bulantı ya da karında ağrı ya da karında bir rahatsızlık hissi 8- Bas dönmesi, dengesizlik , basta sersemlik hissi ,bayılma hissi ,yere düşecek gibi olma 9- Çevreyi olduğundan farklı ,sanki gerçek değil gibi hissetme ya da kendini çevredekilerden ayrılmış,olağandışı ,farklı bir şekilde algılama hali 10- Kontrolünü kaybetme, delireceğini düşünme seklinde bir korku 11- O anda ,kalp krizi geçireceği ya da öleceği korkusu 12- Uyuşma, hissizlik,yanma, karıncalanma hisleri 13- Üşüme, ürperme ,soğuk ya da sıcak basmaları, basından aşağı kaynar su dökülmüş veya hamama girmiş gibi olma
Panik atak hangi bozukluklarda görülebilir ?
Panik bozukluğu, travma sonrası stres bozukluğu, sosyal fobi ve diğer fobiler, saplantı-zorlantı bozukluğu, madde kullanımına ya da vücutsal bir hastalığa bağlı kaygı bozukluklarında görülebilir.
Bir panik atak sebepsiz olarak aniden başlayabileceği gibi, belli bazı durum ya da ortamlarla ilişkili de olabilir. Örnek olarak korkulan bir hayvan (örümcek, kedi,köpek,fare,yılan görmek gibi), kalabalık bir ortamda bir faaliyet (konuşma, yemek yeme gibi) bir durumu takiben de başlayabilir.
Panik bozukluğu :
Yukarıda belirtilmiş olan panik ataklarının aniden,beklenmedik zamanlarda ve tekrarlayarak oluşması ve en az 1 ay sureyle bu atakların tekrarlayacağı yönünde sürekli bir kaygı, atağın sonunda olabileceğini düşündüğü şeyler (ölmek, delirmek, kalp krizi geçirmek seklinde ) ile ilgili kaygı duyma ya da bu ataklarla ilgili olarak bazı davranışlarında değişiklikler yapma seklindeki bir rahatsızlıktır. Bu rahatsızlık başka bir madde kullanımı ya da başka bir vücut ya da psikiyatrik bir rahatsızlığa bağlı değildir.
Agorafobi:
Panik bozukluğu agorafobili ya da agorafobisiz olabilmektedir. Agorafobi sözcüğü eski Yunanca dan köken almaktadır. Agora pazar yeri, toplantı yeri ,geniş meydan anlamına ,fobi ise korku anlamına gelmektedir. Kişi yalnız kalmaktan, kaçmanın ,o ortamdan uzaklaşmanın kolay olmayacağı ya da her hangi bir rahatsızlık hissetme anında yardim alamayacağı topluma acık yerlerde olmaktan korku duymaktadır.
Bu kişilerde gördüğümüz bazı ortak özellikler arasında, tek başına dışarıya çıkamama ve yanlarına başka bir kişiyi de alma , kalabalık caddelerden geçememe,kalabalık mağaza,marketlere girememe, kapalı ortamlar (tünel, köprü ve asansörler gibi) ve kapalı araçlar (metro,otobüs, uçak gibi) dan kaçınma sayılabilir. İleri aşamalarda kişiler evlerinden çıkmayı reddedip, çevrelerindekileri de kendileri gibi evde tutmaya zorlayabilirler. Sosyal ilişkiler bozulup, boşanmalara yol açabilir.
DİKKAT! UZMANINIZ DİYOR Kİ
Öncelikle aşırı sıcaklardan korunun.
Saat 11:00 – 15:00 arası güneşte kalmayın.
Bol sulu gıdalar alın.
Sıkıntılı konulardan, olaylardan, kişilerden ve tartışmalardan uzak durun.
Hayat pahalılığı, trafik, işsizlik, gürültü gibi etkenlere rağmen düzenli yaşamaya çalışın.
Günlük uykunuzu ( 8 saat ) alın.
Dengeli beslenin, ağır yemeyin.
Uygun saatlerde spor yapın.
Çevrenizle iyi geçinen güleryüzlü kişi olmaya özen gösterin.
"DIŞLAMAYIN TEDAVİ OLMASINA YARDIMCI OLUN"
ÇOCUKLUK DÖNEMİ
Çocukluk döneminde çocukların duygusal, düşünsel ve davranış yönünden değerlendirilmesi önleyici çalışmalar açısından önem taşır. Özellikle çocuklar sosyal çevreleri içinde değerlendirilmemelidir (aile, arkadaş grubu, okul, fiziksel ve kültürelçevreleri ). Dünya Sağlık Örgütü tahminlerine göre çocuk ve gençlerin beşte birinde son bir yıl içinde DSM IV kriterlerine göre tanı konabilecek ruhsal bozukluk belirtisi olduğu belirlenmiştir. Ülkemizde de yaklaşık 2-18 yaşlar arasında davranış ve duygusal sorunların görülme sıklığı yaklaşık % 12 ’ dir. Çocuk ve gençler arasından en büyük risk faktörleri; fiziksel hastalıklar, bilişsel bozukluklar, düşük doğum ağırlığı, ailede ruhsal bozukluk öyküsü, yoksulluk, bakım veren kişiden ayrılma, ihmal ve istismardır.
RUH SAĞLIĞI
Ruh sağlığı alanında aile eğitim programları, ev ziyaretleri gibi önleyici çalışmaların özellikle risk faktörlerinin azaltılması ve çocukların sosyal ve duygusal gelişimlerini sağlamada etkili olduğu belirlenmiştir. Çocuklarda görülen dikkat eksikliği, depresyon ve yıkıcı davranışlar gibi ruhsal bozukluklara yönelik etkili ilaç tedavisi ve psikososyal tedavi uygulamaları geliştirilmiştir. Çocuk ve gençlerde görülen ruhsal bozuklukların erken dönemde farkedilmesinde okulların ve birinci basamak sağlık hizmetlerinin önemi büyüktür. Ancak bu konuda eğitim eksikliği ve uzman kuruluşlara sevk sürecinde önemli güçlükler yaşanmaktadır.
YAŞLILIK DÖNEMİ
Demografik yapıda meydana gelen değişimler sonucu 65 yaş üzerindeki nüfus artmakta ve ruhsal bozukluklara bağlı özürlülük açısından önemli bir halk sağlığı sorunu haline gelmektedir. Normal yaşlanma bilişsel ve ruhsal bozukluklarla tanımlanmamaktadır. Ruhsal bozukluk bu dönemde tek başına gelişebileceği gibi diğer fiziksel hastalıklar sonucu da ortaya çıkabilir. Bu dönemde özellikle demans, depresyon ve şizofreni önemli sorunlar arasındadır. Yaşlılık çağında demansa bağlı olarak uzun dönemli bakım gerekmekte ve bu da bağımlılığın en temel nedenleri arasında yer almaktadır. Bu dönemde özellikle erkeklerde depresyona bağlı intihar oranları yükselmektedir.
Yaşlı kişilerde görülen depresyon ve anksiyete gibi ruhsal bozuklukların etkili tedavisi mümkündür. Burada birinci basamak hekimi tarafından yaşlının ruhsal açıdan da değerlendirilmesinin önemi büyüktür.
PSİKİYATRİST İLE PSİKOLOG ARASINDAKİ FARKLAR
Psikiyatrist tıp fakültesinden mezun olmuş ve ondan sonra 4 yıl psikiyatri ihtisası yapmış hekimlere denir. Böylece aldığı eğitimle insanın hem genel hastalıkları hakkında bilgi sahibi olan hem de ruhsal yapısını tanımlama ve gerektiğinde tedavi etme yetki ve bilgisine sahip bir insan ortaya çıkmaktadır. Hem hekim hem ruh sağlığı uzmanı.
Psikologlar edebiyat fakültesinin psikoloji bölümünden mezun insanlardır. Normalde psikiyatristlerle birlikte çalışırlar gerekli testleri hastalara uygularlar ve sonuçta psikiyatristin tanı koymasına ve tedavi etmesine yardımcı olurlar. Bazı özel eğitimlerden sonra psikoterapi yapmaya hak kazanırlar Psikologların tek başlarına tanı koyma ve ilaç yazma yetkileri yoktur.